5. Bölüm - İSLAM KOLAYDIR
Allah'ın insanlar için, yaratılışlarına en uygun olarak seçtiği din, İslam dinidir.
Allah dinini insanların yaşayabilmesi için çok kolay kılmıştır. Din, insanların
üzerindeki tüm külfeti, kısıtlayıcı ve sınırlayıcı, insanlara zorluk getiren ağırlıkları
kaldırır. İnsanın sadece sonsuz merhametli, şefkatli, bağışlayıcı, salih kulları
için herşeyi hayırla yaratan, tüm gücün sahibi olan Allah'ın kendisi için belirlediği
kadere teslim olmasını, herşeyde sadece O'nun rızasını arayarak O'na yönelmesini
bildirir.
Evrendeki her varlığın ve gerçekleşen her olayın sahibi olan Allah'a güvenip dayanmak
ve O'nu dost edinmek, bir insanın hayatındaki tüm korkuların, endişelerin, sıkıntıların
ve zorlukların da sonu demektir. Dini yaşayan bir insan için dinin getirdiği en
önemli kolaylık ve güzelliklerden biri budur. Bunun dışında Allah, tüm emir ve hükümlerini
insanların fıtratlarına en uygun şekilde bildirmiştir ve hiçbirinde bir zorluk bulunmamaktadır.
Allah, Kuran'da dininin kolay olduğunu, dinine tabi olanların işlerini kolaylaştıracağını
şöyle bildirir:
"Ve seni kolay olan için başarılı kılacağız." (A'la Suresi, 8)
"… O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in
dini(nde olduğu gibi)..." (Hac Suresi, 78)
Peygamberimiz de, bu ayetler doğrultusunda "Din kolaylıktır." (Buhari, Iman: 29;
Nesai, İman: 28; Musned, 5:69) diye buyurarak, insanları dini yaşamaya davet etmiştir.
İnsanların dinde zorluk olarak gördükleri uygulama veya inançlar ise, dine sonradan
müşrikler veya insanları dinden uzaklaştırmak isteyen inkarcılar tarafından eklenmiş
ve hak dinin bir parçasıymış gibi insanlara aktarılmıştır. Bazı kimseler de, kendilerini
daha takva göstermek için zor olanı yapmanın daha makbul olacağı yanılgısına kapılarak,
gösterişe yönelik bir din anlayışını benimsemişlerdir. Oysa, Peygamber Efendimiz
yanındaki Müslümanlara her zaman dini "kolaylaştırmayı" emretmiştir. O halde salih
Müslümanlar bu emre itaat etmeli ve insanlara kolay olanı zor göstermenin vebalini
yüklenmemelidirler. Peygamberimizin bu konuyla ilgili bir hadisi şöyledir:
"Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle
iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin." (Hz. Said ibni Ebu Berde r.a.) (Ramuz El-Hadis
2. Cilt, s. 510)
"Biz sana bu Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik, içi titreyerek korku
duyanlara, ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik)" (Taha Suresi, 2-3)
Allah, tarih boyunca tüm insanlığa doğruyu bulmaları, kesin olan bilgiye ulaşabilmeleri
ve din hakkında bilgi edinebilmeleri için kutsal kitaplar ile bu kitapları insanlara
ileten ve açıklayan peygamberler göndermiştir. Allah'ın insanlara yol gösterici
olarak indirdiği son kitap ise Kuran'dır. Bir ayette Kuran'ın yol gösterici özelliği
için şöyle bildirilir:
Bundan (Kur’an’dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler. Doğruyu yanlıştan
ayıran (Furkan)ı da indirdi. Gerçek şu ki, Allah’ın ayetlerini inkar edenler için
şiddetli bir azab vardır. Allah güçlüdür, intikam alıcıdır. (Al-i İmran Suresi,
4)
İnsanların birçoğunun din hakkındaki bilgileri, küçüklüklerinden itibaren çevrelerinden
edindikleri kulaktan dolma bilgilere dayalıdır. Dini, gerçek kaynağından yani Kuran'dan
öğrenmedikleri için de, din adı altında birçok hurafeye, asılsız inanca kapılırlar.
Bu inançların en tehlikelilerinden biri ise dini yaşamanın zor olduğu şeklindeki
gerçek dışı inançtır.
Tarih boyunca, dini özünden saptırmayı amaçlayan ve dinin yaşanmasını engellemek
için türlü yöntemler deneyen kişiler, dine birçok zorlaştırıcı uygulama ve hurafe
katmaya çalışmışlardır. Kendi türettikleri uygulamalar yüzünden bilerek veya bilmeyerek
insanların dinden uzaklaşmalarına sebep olmuşlardır. Oysa, Allah'ın Kuran'da bildirdikleri
ve Peygamber Efendimizin sünneti bize dinin yaşanmasının samimi insanlar için son
derece kolay olduğunu öğretmektedir.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Allah evrendeki herşey gibi insanı da yoktan
var etmiştir. İnsanı en iyi tanıyan, ona şah damarından daha yakın olan Allah, dini
de insanın yaratılışına uygun yaratmıştır. Allah bir ayetinde insanın din ile fıtratına
(yaratılışına) en uygun olana çağrıldığını şöyle haber verir:
Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına
çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme
yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum
Suresi, 30)
Rabbimizin şefkat ve merhametinin bir sonucu olarak çağlar boyu gönderilmiş olan
bütün hak dinler her zaman çok kolay uygulanabilir hükümlere sahip olmuşlardır.
Çünkü Allah insanlar için daima kolaylık dilemiştir ve "... Allah, size kolaylık
diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayetiyle
de bu gerçeği haber vermiştir. Allah'ın sınırlarına uyan bir insan aynı zamanda,
yaratılışına en uygun olan son derece güzel bir hayatı yaşayan insandır.
Bu gerçeği bilmeyen birtakım insanlar ise dinin sınırları kalktığı takdirde daha
rahat yaşayacaklarını; örneğin ahlaki değerlere önem vermedikleri zaman özgür olacaklarını
düşünürler. Ya da dinin yaşamlarını zorlaştıracak birtakım kısıtlamalar getireceğini
zannederler. Halbuki bütün bunlar insanların kapıldıkları çok büyük yanılgılar ve
şeytanın aldatmacalarıdır. Çünkü Allah'ın dinini yaşamak, insanlara emrettiklerini
yerine getirmek son derece kolaydır. Asıl zor olan, Allah'ın bildirdiği sınırları
tanımayan insanlardan oluşan bir toplumda yaşamaktır. Böyle bir yaşantı son derece
kötü sonuçları da beraberinde getirir.
Öncelikle dinden uzak yaşayan toplumlarda veya dinsiz insanların hayatlarında daima
kaos, kargaşa, huzursuzluk, korku, mutsuzluk ve stres vardır. Allah'tan korkmayan
bir insan her türlü ahlaksızlığı yapar, hiçbir konuda sınır tanımaz ve dejenere
bir hayat sürer. Böyle bir hayatta insanlar birbirlerine karşı fedakarlık göstermez,
sevgi, saygı bilmez, maddi ve manevi destek vermezler. Bu yüzden de böyle bir yaşam
hiçbir zaman, hiçbir insana mutluluk getirmez. Dinin sınırları kalktığı zaman insanın
huzur bulacağı ortamın tam tersi meydana gelir ve tamamıyla şeytanın istediği gibi
cehenneme benzer bir ortam oluşur.
Örneğin günümüzde sıkça örneklerine rastladığımız olaylardan uyuşturucu kullanımının
ve ticaretinin yaygınlaşması, fuhşun, rüşvetin, sahtekarlığın önlenemez bir hal
alması gibi durumlar tamamıyla dinden ve dolayısıyla manevi her türlü değerden ve
güzellikten uzaklaşılmasıyla ilgilidir. Böyle ortamlarda insanlar kendilerince özgür
ve diledikleri gibi davranma lüksüne sahip olduklarını zannederler. Oysa, bu sınır
tanımaz yaşantılarının kendilerine getirdiği maddi ve manevi yıkım, özgürlük zannettikleri
hislerden çok daha büyüktür. Düşünün ki, fuhuştan, uyuşturucudan veya alkolden sağlığı
bozulmuş, bedeni yaşına göre çok daha hızlı yaşlanmış, saçları, cildi parlaklığını
ve canlılığını yitirmiş, bitkin, sefil bir hayat süren insanların kazancı ne olabilir?
Gerçekten de sınır tanımazlık, ahlakı hiçe saymak, amacı olmayan ve sonunun yokluk
olduğu sanılan bir yaşamı sürdürmek, istisnasız her insanda fiziksel ve ruhsal olarak
çok büyük tahribatlar meydana getirir. Üstelik bu sonuçlar herkesin görebileceği,
asla inkar edemeyeceği kadar açık ve kesindir.
Burada verilen örneklerin çok uç örnekler olduğunu düşünenler olabilir. Ancak şu
bir gerçektir ki, insan dinden ne kadar uzak yaşarsa, Allah'ın sınırlarını ne kadar
tanımazsa o kadar mutsuz ve zor bir hayat yaşar. Bir insanın burada verilen örneklerdeki
kadar uç bir hayat yaşamıyor olması ise, onun kolay ve mutlu bir hayatı olduğu anlamına
gelmez. Belki yukarıda söz ettiğimiz insanlara göre biraz daha rahat bir hayat yaşar.
Ama gerçek mutluluğu ve huzuru asla bulamaz. Üstelik sonuç olarak da bu insan, Allah'ın
emirlerinden uzaklaştığı için büyük bir pişmanlık duyacağı, zorlukların ve acıların
en büyüklerini yaşayacağı ahiret hayatı ile karşılaşır.
Vicdanına ters düşerek, Allah'ın sınırlarını korumak konusunda gevşek davrananlar
veya imanı çirkin görerek, imansızlığı güzel görenler ise, dünyada da ahirette de
zorluk ve sıkıntılarla karşılaşacaklardır. Allah bir ayetinde şöyle bildirir:
... Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse, gerçekte o,
kendi nefsine zulmetmiş olur... (Talak Suresi, 1)
Dini yaşamanın zor olduğunu zanneden insanların yanı sıra yukarıda söz ettiğimiz
gibi dini yaşamayı zor gösteren insanların durumu vardır. Dinin özünü kavrayamayan
bazı kişiler din konusunda aşırıya kaçmaya müsaitlerdir. Nasıl ki bazı insanlar
güya özgürlük adı altında sınırları tanımazlarsa, bazı kimseler de takva adı altında
Allah'ın koyduğu sınırları değiştirme, zorlaştırma cüretini gösterirler. Bu, aslında
şeytanın insanlara bir tuzağıdır. Allah'ın haram kılmadığını, haram gibi gösterip,
daha çok yasak oluşturmayı bu insanlar bir üstünlük zannederler. Dahası, kendi koydukları
bu kurallara da gereği gibi riayet etmez ve bir de bunun vicdani çöküntüsünü yaşarlar.
Allah, bir ayetinde, Hz. İsa'dan sonra İseviliği saptıran Hıristiyanları bu konuya
bir örnek olarak vermektedir:
Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu
İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde
bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise,
Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler)
ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini
verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır. (Hadid Suresi, 27)
Bu sebeple Allah inananları bu tehlikeye karşı uyarmış ve dinde aşırılığa gidenlerin
doğru yoldan saptıklarını Kuran'da bildirmiştir:
De ki: "Ey kitap ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce
sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun heva (istek ve
tutku)larına uymayın." (Maide Suresi, 77)
İnsanın tek yapması gereken Kuran'da Allah'ın insanlara emrettiklerini yerine getirmek
ve yasakladıklarından da kaçınmaktır. Allah herşeyi insanlar için kolay kılarken
dini zorlaştırmaya çalışanlar, ahirette bunun sorumluluğunu yüklenmiş olarak hesap
verirler .
Allah'tan korkan ve dinin hükümlerini eksiksiz olarak yerine getiren insanlar ise
hem dünyada hem de ahirette büyük bir kazanç içindedirler. Herşeyden önce, Allah'a
itaat etmenin manevi hazzını ve vicdani rahatlığını yaşarlar. Onlar için daima bir
müjde ve güzellik vardır. Allah, rızasına uyanları ve sınırlarını koruyanları bir
ayetinde şöyle müjdelemektedir:
Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû
edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın
sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 112)